COP31 Şirketlerin Değil, Emeğin ve Halklarındır!
ZAMANIMIZI, YAŞAMIMIZI, GELECEĞİMİZİ İSTİYORUZ!
COP31 Şirketlerin Değil, Emeğin ve Halklarındır!
Kasım ayında COP31 için devletler, şirketler ve uzmanlar Antalya’da bir araya gelerek enerjinin, tarımın, sanayinin ve kentlerin geleceğini tartışacak.
Peki işçiler, çiftçiler, emekliler, işsizler, bakım emeği verenler ve gençler nerede? Dünyayı emeğiyle var edenler, neden kendi gelecekleri üzerinde söz ve karar sahibi olamıyor?
İklim krizi yalnızca uzmanların çözeceği teknik bir sorun değildir; üretimin, emeğin, mülkiyetin ve toplumsal kaynakların nasıl örgütleneceğine dair siyasal bir meseledir. Kararların kimler tarafından ve hangi çıkarlar doğrultusunda alındığı asıl belirleyicidir. Bu nedenle yalnızca sonuçlara katlanmak değil, politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında doğrudan söz ve karar sahibi olmak istiyoruz.
ZAMAN DA BİR SINIF MESELESİDİR!
Diplomatların ve şirket temsilcilerinin toplantılara katılacak zamanı ve bütçesi varken; vardiyadaki işçinin, tarladaki çiftçinin, kuryenin, öğretmenin ve sağlık emekçisinin aynı imkânı yoktur. Bir yönetici için toplantıya katılmak mesaisinin bir parçasıyken; bir emekçi için ücretinden, yıllık izninden veya iş güvencesinden vazgeçmek demektir.
Zaman; dinlenmenin, örgütlenmenin, itiraz etmenin ve geleceğimiz hakkında karar verebilmenin maddi koşuludur. Zamanımızı talep etmek, yalnızca takvimden bir gün istemek değil; çalışma saatlerinin kısaltılmasından dinlenme hakkına, yaşamın ritmini sermayenin çarklarından kurtarma kavgasıdır. Zamanı üzerinde söz sahibi olamayanın yaşamı üzerindeki karar hakkı da sınırlıdır.
BİZ SEYİRCİ DEĞİL, KARAR SAHİBİYİZ!
Bir işçiyi panele çağırmak ya da bir köylüye sembolik söz hakkı vermek gerçek katılım değildir. Şirketler neyin üretileceğine, hangi kaynakların tüketileceğine karar verirken emekçilerin yalnızca sonuçları dinlemesini kabul etmiyoruz.
Biz yalnızca söz hakkı değil; örgütlenme, itiraz, karar ve denetim hakkı talep ediyoruz. Enerji, tarım, sanayi ve kent politikalarında doğrudan etkilenenlerin belirleyici olduğu, kararların şeffaf ve kamusal biçimde alındığı demokratik mekanizmalar istiyoruz.
ADİL DÖNÜŞÜM YETMEZ; DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM GEREKİR!
İşçiden uyum sağlaması, çiftçiden üretimini dönüştürmesi, yurttaştan tüketimini kısması istenirken şirketlerin kâr odaklı mülkiyet ve karar gücü dokunulmaz bırakılamaz. “Yeşil dönüşüm” adı altında doğanın ve emeğin yeni sömürü pazarlarına dönüştürülmesini, dönüşümün yeni maden sahaları, mülksüzleştirmeler ve işsizlik pahasına yapılmasını reddediyoruz.
Asıl soru şudur: Ne üretilecek, nasıl üretilecek, kimin için üretilecek ve kimin denetiminde olacak?
Üretimin toplumsal ihtiyaçlar ve ekolojik sınırlar gözetilerek yeniden örgütlenmesini; şirketlerin kâr hırsına terk edilen enerjinin, toprağın, suyun ve tüm ortak varlıklarımızın üzerinde kamusal mülkiyeti ve tabandan toplumsal denetimi savunuyoruz.
TARİHSEL SERMAYE MERKEZLERİNİN EKOLOJİK BORCU PARAYLA ÖLÇÜLEMEZ!
Sanayileşmenin servetini biriktirenlerle ekolojik yıkımın bedelini ödeyenler aynı değildir. Emperyalist merkezlerin tarihsel sorumluluğu karbon piyasalarına veya finansman paketlerine indirgenemez. Ekolojik yıkımın bedelini ödeyen halklar, kaynakların nasıl yönetileceği konusunda doğrudan karar sahibi olmalıdır.
COP31 GÜNLERİNDE ÜCRETLİ İZİN VE FİİLİ KATILIM HAKKIMIZI TALEP EDİYORUZ!
Emekçilerin ve gençlerin tartışmalara eşit koşullarda katılabilmesi için 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında:
Etkinliklere katılmak isteyen kamu çalışanlarına idari, özel sektör çalışanlarına ücretli izin hakkı tanınmalıdır. Sendikaları ve meslek örgütlerini bu hakkı toplu sözleşmelerle ve fiili eylemlilikle güvenceye almaya çağırıyoruz.
Katılım izinleri yıllık ücretten, primden veya iş güvencesinden düşülmemeli; sendikalı-sendikasız tüm çalışanlar için yasal koruma sağlanmalıdır.
Antalya’daki kamusal etkinlikler için ücretsiz toplu ulaşım, düşük gelirlilere konaklama ve bağımlı yakını olanlara kamusal bakım desteği sağlanmalıdır.
Emek, kadın, gençlik ve yaşam alanı örgütlerinin müzakere süreçlerine doğrudan ve bağımsız temsille katılımı tanınmalıdır.
Yatırım planları ile ekolojik etki raporları şeffaf bir şekilde kamusal erişime açılmalı, toplumsal denetim hakkı engellenmemelidir.
15–16–17 KASIM’DA ANTALYA’DA BULUŞUYORUZ!
İklim Adaleti Forumu olarak 15–17 Kasım tarihlerinde Antalya’da buluşuyoruz.
Talan edilen meraların, kurutulan nehirlerin, yakılan ormanların ve toprağını savunan köylülerin sesiyle orada olacağız. Antalya’nın yalnızca şirketlerin ve kapalı kapı diplomasisinin vitrini olmasına izin vermeyeceğiz. Ücretimizden ve işimizden taviz vermeden, kendi örgütlerimiz ve meşru taleplerimizle toplanacağız.
Çünkü dünyanın geleceğini belirlemek ayrıcalıklı bir azınlığın tekeli değil; yaşamı her gün yeniden üretenlerin ellerindedir.
ZAMAN HAKKIMIZI İSTİYORUZ!
SÖZ, ÖRGÜTLENME VE KARAR HAKKIMIZI İSTİYORUZ!
ÜRETİM VE YAŞAM ÜZERİNDE TOPLUMSAL DENETİM İSTİYORUZ!
İKLİM ADALETİ FORUMU